SİNEMADA BİLE BİLE LADES


NEAR DARK (1987)


Yönetmen: Kathryn Bigelow
Senaryo: Eric Red - Kathryn Bigelow
Film müziğinin bestecisi: Tangerine Dream



Vampir filmleri her zaman ilgimi çekmiştir, yanlış hatırlamıyorsam izlediğim ilk vampir filmi Bram Stoker's Dracula (1993) olmalı; sonrasında ise Interview with the Vampire (1995) ve diğerleri (böyle kategorize etmem önemsiz olduklarını düşündüğüm için değil)...

Ford Coppola’nın ve Neil Jordan’ın kitap uyarlamalarını kıyaslamak elbette yapmak istemeyeceğim bir şey. Her ne kadar Nosferatu’yu ya da Kont Dracula’yı ve Transilyanya’yı ilk “Bram Stoker” hayatımıza soktuysa da Anna Rice’da bize farklı bir dünyaları olacağını gösterdi. Elbette Eric Red ve Kathryn Bigelow’un “hey bir de buraya bak bakalım” dediğini biraz geç duydum.  Uzaktan gelen sesler buraya oldukça geç ulaşıyor malesef.

Ölümlülükten kurtulduktan sonra “zamansız”laşmaları, kan istekleri, vs... Vampir filmleri için sanılanın aksine bir “lapalissade” olmanın dışında bir manaya sahip bana göre. O yüzden yukarı da “diğerleri” diye belirtme ihtiyacı sundum, çünkü bu hissi veren bir kaç film var. Near Dark’ta bu Troyka’nın tamamlayanı bana göre.



-İlk 30 dakikası hakkında-



Film gözünün içine soka soka “foreshadowing” ile başlıyor. “Dump Sucker” gibi bir hakaret yetmezmiş gibi bir de üstüne ezilerek mosquito’muzun canını alıyor (Sivrisineklerden nefret ederim. Aramızdaki savaşı ilk onlar başlattı eminim ama tavanı sivrilerle dolduran ben miydim emin değilim). Vampir ve sivrisinek arasındaki benzetmenin -yarasa alternatifi yanında tercih edilmesini - kısaca böcek muamelesi görmesini kafkavari hissettim.

Caleb, ateşi görmeden kendini çelik sanan, aklı kıt, ortalamada tipik bir ergen.

Kamyonetinin kasasında kendinden emin hali ile ara(n)dığını bulmak için alacakaranlıkta kasabaya doğru sürer ve vardığı yerde kendisinde  hallice arkadaşlarıyla “erkek”çilik oynarlar.

Ergenliğin, teenage kovboyumuza(Caleb) gecici bir süreliğine verdiği “her kısrak'a kement atma isteği” Mae’i görünce yine harekete geçiyor (buraya geri gelicem).

Mae tamamiyle ayrı bir paragraf. Her vampirde olan “büyümüşte küçülmüş” tavırlar ondan da var. Zeki ama gösterişi sevmiyor. Bu yaşamda görecek bir şey olduğunu düşünmüyor artık ve o daha çok seslerle ilgileniyor.

Ayrı parantez: Bu vampirler de şanslı ve şansız olarak ikiye ayrılıyor (İyi ve kötü mü diyeceğim sandınız yoksa). Şanslı olan genç bir bedende dönüşüyorken şansız olan ya çocuk bedenine hapsoluyor ya da indirimli akbil sahibi oluyor.

Mae’de dikkatimi çeken, ve bana göre sivri diş, kanlanmış ağız, soğuk ten dışında vampirlik alametlerinden olan -diğerleri kadar önemli olmasada- bir şey daha var. O da: İsmi
Mae ismi 19.yüzyıl’ın popüler isimlerinden. İsmin etimolojisi Antik Yunan’a kadar gidiyor. Demek ki Mae yaklaşık 100 yaşında (elbette vintage modasının kurbanı değilse).

(buraya geri gelicem dediğim yerdeyim) burda ikinci bir “foreshadowing” (dk:3:36)

-          Caleb: “bi ısırık alabilir miyim?”
-          Mae: “ısırık mı?” (kaşınıyor musun tonunda söylüyor)
-          Caleb: “Dondurma için ölebilirim” (Mae elinde dondurma tutuyor)



Caleb, istediği ısırığı tüm bir gecenin birlikteliği sonrasında, şafak vakti Mae’den zorla alıyor. Mae, Caleb’ten hoşlandığı için ona istemeyerek zarar veriyor, pişmanlıkta mı yoksa sevgi’den mi ona sahip çıkıyor orası izleyiciye kalacak elbet.

Film Mae’nin farklı zamanlardan kalma ve sabit bedenlere sahip inorganik ailesine yeni birey Caleb’in dahil olmasıyla ilerliyor.

Vampire dönüşürken cekilen fiziksel acı, insanken yenilen yemeklerden tiksinti duyma, eş zamanlı olarak aşık olunan an’a denk getirilmiş. Belki de aşık olmayı böyle bir dönüşümün, alışkanlıkları bırakmanın ve şimdiki yeni ile nasıl başa çıkacağını bilmemenin verdiği bir korkuya benzetmek istedi. Kim bilir belki de istemedi.


Not: Mae’nin kendi bileğinden Caleb’i, bir annenin bebeğini sütüyle yaptığı gibi beslemesi ve o anda aldığı haz da üstünde düşünülmesi gereken bir konu. Belki bir gün onu da düşünürüm.

Kathryn Bigelow’un ilk filmi ve bence onu ayakta tutan bacaklarından ilki bu film.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Brassed Off (Türkiye'de yayınlanan adı: Borunu Öttür)